Asıl
adı Cevat Şakir Kabaağaçlı'dır. 1886 yılında İstanbul'da doğdu.
Robert koleji'nden sonra; İngilterede Oxford Üniversitesi'nde
"yeni çağlar tarihi" okudu. 1908'de eğitimi bitince
İstanbul'a döndü ve çeşitli yayınlarda yer almaya başladı.
İnci, Diken gibi karikatür ve magazin dergilerinde hem yazılar
yazdı; hem de karikatür ve resim çizdi. Cumhuriyet kurulunca
da Resimli Gazete, Resimli Ay, Resimli Hafta gibi dergilerde
resimler yaptı ve öyküler yazdı.
Resimli Mecmua'ya yazdığı, Birinci Dünya Savaşı'nda bazı asker
kaçaklarının yargısızca kurşuna dizilmelerini anlatan bir
yazısının yayınlanması üzerine mahkum edildi.
Cevat Yamaç, 21 Şubat 1954 tarihli "Demokrat İzmir"'de
bu olaydan şöyle bahsediyor;
"(...)Üç harbi sırasıyla yapan Türkiye'de bir aralık
asker kaçakları, muhakeme edilmeden kurşuna dizilmektedir.
Memleket bir devirden ötekine aktarılışının sıkı bir intikal
devresindedir. Günlerden bir gün, aile ocağından uzun zamanlar
uzak kalmış bir kaç asker, tren köylerinin yanından geçerken
ailelerini görmek üzere atlamışlar ve bir kaç gün sonra mensup
bulundukları kıt'alara gidip teslim olmuşlardır. O zaman haleti
ruhiyesine göre bu askerlerin de kurşuna dizilmesine karar
veriliyor.(...)
Cevat Şakir bu muhakemesiz idam edilen gençlerin vaziyetini
tarif eden bir yazı kaleme alıyor "Resimli Mecmua"ya
diğer birkaç yazısıyla birlikte bunu da veriyor. O esnada
şark harekatı başgöstermiş olduğundan, bu yazıyı geri almak
istiyor; fakat mecmua sahibi M. Zekeriya bunu vermiyor. Cevat
Şakir yazıyı koymaması hususunda M. Zekeriya'ya rica ediyor,
O da vaadediyor. Fakat bir akşam Üsküdar'daki evinin kapısına
ağır darbeler iniyor:
POLİS!..
-Kimi arıyorsunuz?
-Cevat Şakir Bey siz misiniz?
-Evet... Ne var?
-Benimle karakola geleceksiniz...
-Karakola mı? Bir şey mi var?
-Bilmiyorum... Orada Komiser Bey size anlatır... (...)
Sert çehreli İstiklal Mahkemesi önüne 15 gün arayla iki defa
çıkıyor. İkincisinde Mebus Hamdi Nebizade yanlarına yaklaşıyor
ve
-Sizin için İdam kararı verecekler... Fakat asmayacaklar!..
diye fısıldıyor.
On dakika sonra sert bir ses hükmü veriyor:
-Üç Yıl Kalebend!!!"
Balıkçı'nın cezası bir buçuk yıl sonra affa uğrasa da o Kalebend
olarak gönderildiği Bodrum'dan ayrılamadı...1926 yılından
sonra "Halikarnas Balıkçısı" mahlasıyla yazmaya
başladı. Daha sonra çocuklarının eğitimi için İzmir'e yerleşti.
İzmir'de gazetecilik ve turist rehberliği yaptı...
1973'te kemik kanserinden öldü ve aşık olduğu Bodrum'a gömüldü...
Balıkçı'nın yaşamı üretmeyle, bilgiyle, bilimle, sevgiyle,
merak ve araştırma tutkusuyla, vatan sevgisiyle örülüdür...
Hayatını Anadolu'nun asıl kültürünü "batılıların başına
savurmuş" olmamızı telafi etmeye, buradaki tarihi varlıkların
Batı'nın, Yunanlılar'ın değil; aksine özbeöz Anadolu'nun kültürü
olduğunu anlatmaya adadı...