Kullanıcı Adı:
Şifre:
şifremi unuttum
üye olmak istiyorum
Döviz      Döviz Alış   Döviz Satış
Dolar 1.8236 1.8324
Euro 2.3158 2.3270
 
 
BODRUM KALESİ VE SUALTI ARKEOLOJİ MÜZESİ

Bodrum Kalesi, Saint Jean Şövalyeleri tarafından bir Türk ve Bizans kalesi üzerine 1406-1522 yılları arasında yapılmıştır.En yüksek kule deniz seviyesinden 47.50 m. yükseklikte Fransız Kulesi'dir. Bu kuleden başka İngiliz, İtalyan, Alman kuleleri ile Yılanlı kule olmak üzere dört kule daha vardır. Kale kareye yakın bir plan göstermektedir. 180x185 metre ölçülerindedir. Sait Jean şövalyelerinin tarihini kesin olarak saptamak zordur.İlk Hıristiyanlar kutsal şehir Kudüs'ü ziyaret etmek istediklerinde pek çok zorlukla karşılaşmışlardır. Bu nedenle M.S. 600'lerden Papa fakir ve hasta Hıristiyanlar için Kudüs'te bir düşkünler evi açması için, Büyük Gregori Abbot Probus'a yetki vermiştir. M.S. 800'lerde İmparator Şarlman'ın ricası üzerine, Harun Reşit tarafından düşkünler evi büyütülmüş ve bir kütüphane eklenmiştir. 200 yıl sonra Halife El-Hakim zamanında düşkünler evi ve kütüphane ortadan kaldırılmıştır. El-Hakim'in ölümünden sonra İtalya'daki Amalfi Cumhuriyeti tüccarları, düşkünler evi arazisinde bir kilise ile yeni bir hastaneyi Hıristiyan hacılar için inşa etmişlerdir. Amalfi Cumhuriyetinin bayrağında bulunan sekiz köşeli beyaz haçı, işaret olarak benimsemişlerdir. Malta haçı adı verilen bu haç, günümüzde Bodrum kalesi duvarlarından da görülmektedir.

1096 yılında Avrupa Hıristiyanları tarafından I. Haçlı seferi başlatılmıştır. 1099'da altı haftalık bir kuşatmadan sonra Kudüs'ü almışlardır. Bu savaş sırasında düşkünler evi birçok kişiye hizmet vermiştir. Hastanenin başında bulunan kutsanmış Gerard, Benediktin tarikatını bırakarak, Saint Jean (Aziz Yahya) düşkünler evi adıyla yeni bir tarikat kurmuştur.

Hıristiyanların korunmaları için askeri bir hizmet bölümü de eklenmiştir. Gerard'dan sonra Raymond du Puy, hastanedeki şövalyelerin başına Üstat unvanıyla seçilmiştir. Getirdiği sistem günümüze kadar aynen sürmüştür.

1187'de Selahattin Eyyubi Kudüs'ü ele geçirince, Hastaneciler Akka'ya çekilmişler, 1291'de de Kıbrıs'a yerleşmişlerdir.

1309'da Rodos adasına gelmelerinden sonra Rodos şövalyeleri diye anılmaya başlanmışlardır. 1312'de Tapınak şövalyeleri tarikatının sona ermesiyle bu tarikattan artta kalanlar, St Jean şövalyelerine katılmışlardır. Şövalyeler, Rodos adasında, denizciliklerini ilerleterek hem korsanlık yapmışlar hem de Latin Hıristiyanların Akdeniz'de korumaları olmuştur. Bu yıllarda St. Jean Şövalyelerinin İstanköy, Girit ve İzmir gibi stratejik konumlardaki yerlerde üsleri bulunmaktadır. 1402 yılında, Doğu Türkleri Hakanı Aksak Timur, İzmir'i işgal ederek şövalyelerin buradaki kalelerini yıkmıştır. Bunun üzerine, şövalyeler Menteşe Beyliğinin egemenliğinde bulunan Bodrum'da 1406 yılında kalelerini yapmaya başlamışlardır. Şövalyeler bu kaleyi, İstanköy'deki Narangia kalesi ile birlikte bu bölgeyi daha iyi kontrol edebilmek amacıyla inşa etmişlerdir. Üstadıazam Philibert de Naillac, Bodrum kalesinin yapımı için batı ülkelerinden para ve malzeme yardımı almıştır.

1406-1421 kalenin ilk yapılış dönemidir (Naillac zamanı). Fransız kulesinin alt katı, ibadet yeri olarak yapılan şimdiki Cam Salonu, Liman kulesi ve doğu duvarlar bu döneme aittir. Temelleri Bizans döneminde atılan Yılanlı kule sağlık ocağı olarak kullanılmıştır. Batı hendeği ve kale beden duvarları Türkler dönemindendir. 1421-1480 orta dönemdir. İtalyan kulesi 1436'da bitirilmiştir. Kalenin adı bilinen ilk komutanı Angela Muscetola'nın arması bu kulenin kapısı üzerindedir. Alman kulesi 1440 yıllarında yapılmıştır. İngiliz kulesinin yapımına IV.Henry zamanında başlanmıştır(1399-1413). 1482-1494 ara dönemdir. Kalede önemli bir ekleme olmamıştır. Şövalyeler 1495 yılından sonra, top menzillerinin artmasına paralel olarak, sur önü siper duvarları inşa etmeye başlamışlardır. Bu eklemeler 1522 yılına kadar sürmüştür.

Şövalyeler döneminde kale komutanları, Bodrum'a iki yıl için atanmışlardır. Kalede 50 şövalye ve 150 kadar asker bulundurulmuştur. Şövalyeler Avrupa'nın değişik ülkelerinden gelmişlerdir. Koyu Katolik insanlardır. Vaftiz edildikten sonra hiç yıkanmamakla övünmüşlerdir. Kale dışında toprakları yoktur. Çevrede yaşayan Türkler ve Rumlar ile araları iyi olmamıştır. Şövalyelerin Müslümanları kokularından ayırt eden özel köpeklerinden söz edilmektedir.

Fatih, 1480 yılında Rodos ve Bodrum'a donanma göndermiştir. İngiliz kulesi ve deniz surları bombardımanda tahrip olmuş ancak Kale alınamamıştır. Kale, Rodos'un fethinden sonra, 5 Ocak 1523'de Türklerin eline geçmiştir.

Bodrum Kalesi, Türkler döneminde savunma üssü olarak kullanılmamıştır. 1671'de Bodrum'a gelen Evliya Çelebi, kalede "bir dizdar ve 60 nefer" var demektir. 1895 yılında kale hapishaneye dönüştürülmüştür. I. Dünya Savaşında, 1915 yılının 26 Mayısında Fransız Dubleix, 28 Mayısında da İngiliz Bacchante ve Kennet adlı savaş gemileri tarafından bombalanmıştır.

Mahkumlar iç bölgelere taşınmışlar, kale de terkedilmiştir. 11 Mayıs 1915 'de İtalyanlar, Bodrum'a asker çıkarmışlar ve kaleyi karargah olarak kullanmışlardır. Gazi Mustafa Kemal yönetiminde Türk İstiklal savaşının yengileri üzerine, 5 Temmuz 1921'de işgali kaldırarak, 1911'de elimizden aldıkları İstanköy ve Rodos'a çekilmişlerdir. II.Dünya Savaşında 1939-1945 yılları arasında askeri birlikler kaleyi yeniden kullanmışlar ve savaşın bitiminde de burayı terk etmişlerdir.

Kale, uzun süre Bodrumluların hayvanlarını otlattığı bir yer olarak kalmıştır. 1960 yılında George F. Bass'in Antalya-Finike-Gelidonya Batığı eserlerini kaleye getirmesiyle, burada bir müze deposu oluşturulmuştur. 1962 yılında emekli öğretmen Haluk Elbe, Bodrum kalesini müzeye dönüştürmek üzere buraya atanmıştır.

Bodrum Müzesi 6 Kasım 1964'te ziyarete açılmıştır. Bu tarihte kalenin sonradan Camiye çevrilen Şapeli, Miken Salonu olarak düzenlenmiştir. Kalenin hapishane döneminde, Osmanlı Türklerince revir olarak inşa edilen üç odalı bina, Sualtı eserleri bölümü olarak 1966 Ekim'inde açılmıştır. İtalyan kulesinin altındaki dendaneli yapı da, 1970 yılı Eylülünde Kayra Salonu adı ile açılmıştır.

Günümüzde Bodrum kalesi içinde, ülkemizin tek, dünyanın sayılı müzelerinden biri olan Sualtı Arkeolojisi Müzesi yer almaktadır. İşte şimdi; Bodrum kalesine ve Sualtı Arkeoloji Müzesine "Hoş geldiniz" demenin tam zamanıdır.

İki liman arasındaki kayalık yarımadanın üzerinde yükselen kale, Bodrum'un simgesidir. Kalede Fransız, İtalyan, İngiliz, Alman ve İspanyol (Yılanlı) kuleleri bulunmaktadır. Kalenin asıl giriş kapısı kuzey batıdadır. Bu kapı üzerinde casusluk yapacakların cezalandırılmalarıyla ilgili bir yazıt bulunmaktadır. Bu yazıt 1512-1513 yıllarında kalede komutanlık yapan Jaoques Gatineau tarafından konmuştur. Kapıdan kuzey hendeğine girilmektedir. Kapının iç tarafında üçlü bir arma gurubu vardır. Kale duvarlarında 249 arma bulunmaktadır. Arma Latince silah demektir. Asılları boyalı olan bu armalar, kulelerin, eklentilerin ve onarımların yapıldıklar tarihleri saptayabilmek açısından önemlidir.

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesine, kalenin batısından girilmektedir. Bu bölüm 1954 yılında Liman yapımı sırasında eklenen rıhtımla, denizden koparılmıştır. Kale girişinin sağ tarafındaki Liman kulesinin dibinde, tekne bağlama yeri olarak kullanılmış sütun görülür. Sol taraftaki yapı kalenin kalın duvarlı üçgen çatılı top koruganıdır. Günümüzde Haluk Elbe Sanat Galerisi olarak kullanılmaktadır. Kalenin 3. kapısından batı hendeğine ulaşır. Sol taraftaki beden duvarının alt bölümü, Türk kalesine aittir. Sağdaki beden duvarının yeşil taşlarının tümü ise şövalyeler tarafından Mavsoleion'dan getirilmiştir. Batı hendeği günümüzde kafeterya olarak kullanılmaktadır.

Batı hendeğinin sonundaki merdivenin bitiminde bulunan kapı üzerinde, 1476-1503 yıllarında Rodos'ta üstadı azam olarak görev yapan ve birkaç kere Bodrum kalesini ziyaret eden Pierre d'Aubusson'un tarikat hacı ile birlikte arması bulunmaktadır. Kendisine sığınan Cem Sultanı tutsak etmesiyle de anılmaktadır. Sağdaki arma 1498-1499 yıllarında Bodrum kalesinde komutanlık yapan Thomas Dowcra'ya aittir. Armanın altında Latince "Aziz Petrus Kalesi Komutanı" yazmaktadır. Kapının hemen sağındaki küçük kulenin batı dış duvarı üzerinde II. Mahmut'un tuğrası vardır. Bir şövalye arması üzerine yapılmıştır.

Kapıyı geçince sağda görülen küçük kule, asma köprünün kontrol kalesidir. Bu kulenin batıdaki dış duvarı yüzünde II. Mahmut'un tuğrası vardır.Hicri 1235 (Miladi 1819) tarihi okunmaktadır. Bu tuğra, sol alttaki Malta haçından da anlaşılacağı gibi bir şövalye armasının üzerine yazılmıştır.

Birkaç kapı daha geçildikten sonra kesik tonozlu bir koridorla iç kaleye girilir. Bu koridorun altında bir sarnıç bulunmaktadır. Kaledeki 14 sarnıçtan çoğu günümüzde hala kullanılmaktadır.

Kalenin iç avlusunda, antik dünyanın ve yörenin pek çok ağaç ve çiçeklerini görmek mümkündür. Ağaç ve çiçeklerden bazıları antik devrin çok tanrılı dinlerinde, tanrı ve tanrıçalar tarafından kutsanmıştır. Zeytin Athena'nın, defne Apollon'un kutsal ağaçlarıdır. Çiçeklerden gül Afrodit'e adanmıştır. Antik kentlerin çoğu, ağaç ve çiçekleri simge olarak benimsemişlerdir. Antalya, Side şehrinin narı, Rodos'un gülü ve Atina'nın zeytin ağacı o şehirlerin halkları için kutsaldır.

İç kaledeki avlunun ortasında, kocaman bir dut ağacı vardır. Kara dutla(Morus nigra) ilgili bir öyküyü, Latin şairi Ovidius (M.Ö. 43-M.S. 18/19) anlatmaktadır.

Güzel Thisbe ile yakışıklı Pyramos, Babil de yaşamaktadırlar. Evlenmek isterler. Aileleri izin vermeyince kaçmaya karar verirler. Karanlık çökünce Ninos'un mezarı ucundaki dut ağacının altında buluşmayı planlarlar. Thisbe mezara gelir. Sevgilisini beklerken, ay ışığında, karnını yeni doyurmuş ağzı kanlı bir aslan görür. Thisbe korku ile kaçarken, sırtındaki örtüsünü düşürür. Pyramos aslanın parçaladığını sandığı sevgilisinin kanlı örtüsünü yerde görünce kahrolur. Büyük bir üzüntü içinde kılıcını göğsüne saplar. Fışkıran kanlar, ağaçtaki dutları kızıla boyar. Beyaz olan dut ağacının yemişleri, o günden sonra kara duta dönüşür.

İç kaledeki bu ağacın altına sığınan güvercinlerin suskunluğunda iki sevgilinin acı dolu öyküsünü hissetmemek mümkün değildir.

Güvercinlerin arasında, mavinin en güzelini boynunda, yeşilin de en görkemlisini kuyruğunda taşıyan tavus kuşları dolaşır. Tavus kuşu, antik çağdan beri bilinmektedir. Roma döneminde çok sükse yapan bir yemek çeşidini oluşturur. İlk Hıristiyanlık çağında tavus kuşu "ölümden sonraki hayatı"simgelemiştir. Tavus kuşu tanrıça Hera'nın kutsal hayvanıdır.

Argos kralı İnakhos'un kızı olan İo, bu şehirdeki Hera tapınağının rahibesidir. Zeus İo'yu görür ve ona gönül verir. Hera bunu duyar. Zeus sevgilisini Hera'nın hışmından korumak için, onu beyaz bir inek haline dönüştürür. Tanrıça Hera İo'yu alıp, başına bin gözlü dev Argos'u bekçi yapar. Zeus, Hermes'ten Argos'u öldürmesini ister. Bunun üzerine hermes ağaç dallarını yontup bir kaval yapar. Öyle yanık ve içli çalar ki, Argos tüm gözlerini yumarak uyur. Hermes de İo'yu kaçırır. Buna çok kızan Hera, canavarın gözlerini oyarak, tavus kuşunun kuyruğuna serpiştirir.

Kale içinde salına salına dolaşan tavus kuşları antik dünyanın gizemini , mersin ve gül kokuları da Afrodit'i anımsatmaktadır. Kale içinde Akdeniz iklimine uygun her türlü ağaç ve çiçek bulunmaktadır. Böylece bir Arboriteriyum (ağaç müzesi) elde edilmiştir.