Bodrum
Kalesi, Saint Jean Şövalyeleri tarafından bir Türk ve Bizans
kalesi üzerine 1406-1522 yılları arasında yapılmıştır.En yüksek
kule deniz seviyesinden 47.50 m. yükseklikte Fransız Kulesi'dir.
Bu kuleden başka İngiliz, İtalyan, Alman kuleleri ile Yılanlı
kule olmak üzere dört kule daha vardır. Kale kareye yakın
bir plan göstermektedir. 180x185 metre ölçülerindedir. Sait
Jean şövalyelerinin tarihini kesin olarak saptamak zordur.İlk
Hıristiyanlar kutsal şehir Kudüs'ü ziyaret etmek istediklerinde
pek çok zorlukla karşılaşmışlardır. Bu nedenle M.S. 600'lerden
Papa fakir ve hasta Hıristiyanlar için Kudüs'te bir düşkünler
evi açması için, Büyük Gregori Abbot Probus'a yetki vermiştir.
M.S. 800'lerde İmparator Şarlman'ın ricası üzerine, Harun
Reşit tarafından düşkünler evi büyütülmüş ve bir kütüphane
eklenmiştir. 200 yıl sonra Halife El-Hakim zamanında düşkünler
evi ve kütüphane ortadan kaldırılmıştır. El-Hakim'in ölümünden
sonra İtalya'daki Amalfi Cumhuriyeti tüccarları, düşkünler
evi arazisinde bir kilise ile yeni bir hastaneyi Hıristiyan
hacılar için inşa etmişlerdir. Amalfi Cumhuriyetinin bayrağında
bulunan sekiz köşeli beyaz haçı, işaret olarak benimsemişlerdir.
Malta haçı adı verilen bu haç, günümüzde Bodrum kalesi duvarlarından
da görülmektedir.
1096 yılında Avrupa Hıristiyanları tarafından I. Haçlı seferi
başlatılmıştır. 1099'da altı haftalık bir kuşatmadan sonra
Kudüs'ü almışlardır. Bu savaş sırasında düşkünler evi birçok
kişiye hizmet vermiştir. Hastanenin başında bulunan kutsanmış
Gerard, Benediktin tarikatını bırakarak, Saint Jean (Aziz
Yahya) düşkünler evi adıyla yeni bir tarikat kurmuştur.
Hıristiyanların korunmaları için askeri bir hizmet bölümü
de eklenmiştir. Gerard'dan sonra Raymond du Puy, hastanedeki
şövalyelerin başına Üstat unvanıyla seçilmiştir. Getirdiği
sistem günümüze kadar aynen sürmüştür.
1187'de Selahattin Eyyubi Kudüs'ü ele geçirince, Hastaneciler
Akka'ya çekilmişler, 1291'de de Kıbrıs'a yerleşmişlerdir.
1309'da Rodos adasına gelmelerinden sonra Rodos şövalyeleri
diye anılmaya başlanmışlardır. 1312'de Tapınak şövalyeleri
tarikatının sona ermesiyle bu tarikattan artta kalanlar, St
Jean şövalyelerine katılmışlardır. Şövalyeler, Rodos adasında,
denizciliklerini ilerleterek hem korsanlık yapmışlar hem de
Latin Hıristiyanların Akdeniz'de korumaları olmuştur. Bu yıllarda
St. Jean Şövalyelerinin İstanköy, Girit ve İzmir gibi stratejik
konumlardaki yerlerde üsleri bulunmaktadır. 1402 yılında,
Doğu Türkleri Hakanı Aksak Timur, İzmir'i işgal ederek şövalyelerin
buradaki kalelerini yıkmıştır. Bunun üzerine, şövalyeler Menteşe
Beyliğinin egemenliğinde bulunan Bodrum'da 1406 yılında kalelerini
yapmaya başlamışlardır. Şövalyeler bu kaleyi, İstanköy'deki
Narangia kalesi ile birlikte bu bölgeyi daha iyi kontrol edebilmek
amacıyla inşa etmişlerdir. Üstadıazam Philibert de Naillac,
Bodrum kalesinin yapımı için batı ülkelerinden para ve malzeme
yardımı almıştır.
1406-1421 kalenin ilk yapılış dönemidir (Naillac zamanı).
Fransız kulesinin alt katı, ibadet yeri olarak yapılan şimdiki
Cam Salonu, Liman kulesi ve doğu duvarlar bu döneme aittir.
Temelleri Bizans döneminde atılan Yılanlı kule sağlık ocağı
olarak kullanılmıştır. Batı hendeği ve kale beden duvarları
Türkler dönemindendir. 1421-1480 orta dönemdir. İtalyan kulesi
1436'da bitirilmiştir. Kalenin adı bilinen ilk komutanı Angela
Muscetola'nın arması bu kulenin kapısı üzerindedir. Alman
kulesi 1440 yıllarında yapılmıştır. İngiliz kulesinin yapımına
IV.Henry zamanında başlanmıştır(1399-1413). 1482-1494 ara
dönemdir. Kalede önemli bir ekleme olmamıştır. Şövalyeler
1495 yılından sonra, top menzillerinin artmasına paralel olarak,
sur önü siper duvarları inşa etmeye başlamışlardır. Bu eklemeler
1522 yılına kadar sürmüştür.
Şövalyeler
döneminde kale komutanları, Bodrum'a iki yıl için atanmışlardır.
Kalede 50 şövalye ve 150 kadar asker bulundurulmuştur. Şövalyeler
Avrupa'nın değişik ülkelerinden gelmişlerdir. Koyu Katolik
insanlardır. Vaftiz edildikten sonra hiç yıkanmamakla övünmüşlerdir.
Kale dışında toprakları yoktur. Çevrede yaşayan Türkler ve
Rumlar ile araları iyi olmamıştır. Şövalyelerin Müslümanları
kokularından ayırt eden özel köpeklerinden söz edilmektedir.
Fatih, 1480 yılında Rodos ve Bodrum'a donanma göndermiştir.
İngiliz kulesi ve deniz surları bombardımanda tahrip olmuş
ancak Kale alınamamıştır. Kale, Rodos'un fethinden sonra,
5 Ocak 1523'de Türklerin eline geçmiştir.
Bodrum Kalesi, Türkler döneminde savunma üssü olarak kullanılmamıştır.
1671'de Bodrum'a gelen Evliya Çelebi, kalede "bir dizdar
ve 60 nefer" var demektir. 1895 yılında kale hapishaneye
dönüştürülmüştür. I. Dünya Savaşında, 1915 yılının 26 Mayısında
Fransız Dubleix, 28 Mayısında da İngiliz Bacchante ve Kennet
adlı savaş gemileri tarafından bombalanmıştır.
Mahkumlar iç bölgelere taşınmışlar, kale de terkedilmiştir.
11 Mayıs 1915 'de İtalyanlar, Bodrum'a asker çıkarmışlar ve
kaleyi karargah olarak kullanmışlardır. Gazi Mustafa Kemal
yönetiminde Türk İstiklal savaşının yengileri üzerine, 5 Temmuz
1921'de işgali kaldırarak, 1911'de elimizden aldıkları İstanköy
ve Rodos'a çekilmişlerdir. II.Dünya Savaşında 1939-1945 yılları
arasında askeri birlikler kaleyi yeniden kullanmışlar ve savaşın
bitiminde de burayı terk etmişlerdir.
Kale, uzun süre Bodrumluların hayvanlarını otlattığı bir yer
olarak kalmıştır. 1960 yılında George F. Bass'in Antalya-Finike-Gelidonya
Batığı eserlerini kaleye getirmesiyle, burada bir müze deposu
oluşturulmuştur. 1962 yılında emekli öğretmen Haluk Elbe,
Bodrum kalesini müzeye dönüştürmek üzere buraya atanmıştır.
Bodrum Müzesi 6 Kasım 1964'te ziyarete açılmıştır. Bu tarihte
kalenin sonradan Camiye çevrilen Şapeli, Miken Salonu olarak
düzenlenmiştir. Kalenin hapishane döneminde, Osmanlı Türklerince
revir olarak inşa edilen üç odalı bina, Sualtı eserleri bölümü
olarak 1966 Ekim'inde açılmıştır. İtalyan kulesinin altındaki
dendaneli yapı da, 1970 yılı Eylülünde Kayra Salonu adı ile
açılmıştır.
Günümüzde Bodrum kalesi içinde, ülkemizin tek, dünyanın sayılı
müzelerinden biri olan Sualtı Arkeolojisi Müzesi yer almaktadır.
İşte şimdi; Bodrum kalesine ve Sualtı Arkeoloji Müzesine "Hoş
geldiniz" demenin tam zamanıdır.
İki liman arasındaki kayalık yarımadanın üzerinde yükselen
kale, Bodrum'un simgesidir. Kalede Fransız, İtalyan, İngiliz,
Alman ve İspanyol (Yılanlı) kuleleri bulunmaktadır. Kalenin
asıl giriş kapısı kuzey batıdadır. Bu kapı üzerinde casusluk
yapacakların cezalandırılmalarıyla ilgili bir yazıt bulunmaktadır.
Bu yazıt 1512-1513 yıllarında kalede komutanlık yapan Jaoques
Gatineau tarafından konmuştur. Kapıdan kuzey hendeğine girilmektedir.
Kapının iç tarafında üçlü bir arma gurubu vardır. Kale duvarlarında
249 arma bulunmaktadır. Arma Latince silah demektir. Asılları
boyalı olan bu armalar, kulelerin, eklentilerin ve onarımların
yapıldıklar tarihleri saptayabilmek açısından önemlidir.
Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesine, kalenin batısından girilmektedir.
Bu bölüm 1954 yılında Liman yapımı sırasında eklenen rıhtımla,
denizden koparılmıştır. Kale girişinin sağ tarafındaki Liman
kulesinin dibinde, tekne bağlama yeri olarak kullanılmış sütun
görülür. Sol taraftaki yapı kalenin kalın duvarlı üçgen çatılı
top koruganıdır. Günümüzde Haluk Elbe Sanat Galerisi olarak
kullanılmaktadır. Kalenin 3. kapısından batı hendeğine ulaşır.
Sol taraftaki beden duvarının alt bölümü, Türk kalesine aittir.
Sağdaki beden duvarının yeşil taşlarının tümü ise şövalyeler
tarafından Mavsoleion'dan getirilmiştir. Batı hendeği günümüzde
kafeterya olarak kullanılmaktadır.
Batı
hendeğinin sonundaki merdivenin bitiminde bulunan kapı üzerinde,
1476-1503 yıllarında Rodos'ta üstadı azam olarak görev yapan
ve birkaç kere Bodrum kalesini ziyaret eden Pierre d'Aubusson'un
tarikat hacı ile birlikte arması bulunmaktadır. Kendisine
sığınan Cem Sultanı tutsak etmesiyle de anılmaktadır. Sağdaki
arma 1498-1499 yıllarında Bodrum kalesinde komutanlık yapan
Thomas Dowcra'ya aittir. Armanın altında Latince "Aziz
Petrus Kalesi Komutanı" yazmaktadır. Kapının hemen sağındaki
küçük kulenin batı dış duvarı üzerinde II. Mahmut'un tuğrası
vardır. Bir şövalye arması üzerine yapılmıştır.
Kapıyı geçince sağda görülen küçük kule, asma köprünün kontrol
kalesidir. Bu kulenin batıdaki dış duvarı yüzünde II. Mahmut'un
tuğrası vardır.Hicri 1235 (Miladi 1819) tarihi okunmaktadır.
Bu tuğra, sol alttaki Malta haçından da anlaşılacağı gibi
bir şövalye armasının üzerine yazılmıştır.
Birkaç kapı daha geçildikten sonra kesik tonozlu bir koridorla
iç kaleye girilir. Bu koridorun altında bir sarnıç bulunmaktadır.
Kaledeki 14 sarnıçtan çoğu günümüzde hala kullanılmaktadır.
Kalenin iç avlusunda, antik dünyanın ve yörenin pek çok ağaç
ve çiçeklerini görmek mümkündür. Ağaç ve çiçeklerden bazıları
antik devrin çok tanrılı dinlerinde, tanrı ve tanrıçalar tarafından
kutsanmıştır. Zeytin Athena'nın, defne Apollon'un kutsal ağaçlarıdır.
Çiçeklerden gül Afrodit'e adanmıştır. Antik kentlerin çoğu,
ağaç ve çiçekleri simge olarak benimsemişlerdir. Antalya,
Side şehrinin narı, Rodos'un gülü ve Atina'nın zeytin ağacı
o şehirlerin halkları için kutsaldır.
İç kaledeki avlunun ortasında, kocaman bir dut ağacı vardır.
Kara dutla(Morus nigra) ilgili bir öyküyü, Latin şairi Ovidius
(M.Ö. 43-M.S. 18/19) anlatmaktadır.
Güzel Thisbe ile yakışıklı Pyramos, Babil de yaşamaktadırlar.
Evlenmek isterler. Aileleri izin vermeyince kaçmaya karar
verirler. Karanlık çökünce Ninos'un mezarı ucundaki dut ağacının
altında buluşmayı planlarlar. Thisbe mezara gelir. Sevgilisini
beklerken, ay ışığında, karnını yeni doyurmuş ağzı kanlı bir
aslan görür. Thisbe korku ile kaçarken, sırtındaki örtüsünü
düşürür. Pyramos aslanın parçaladığını sandığı sevgilisinin
kanlı örtüsünü yerde görünce kahrolur. Büyük bir üzüntü içinde
kılıcını göğsüne saplar. Fışkıran kanlar, ağaçtaki dutları
kızıla boyar. Beyaz olan dut ağacının yemişleri, o günden
sonra kara duta dönüşür.
İç kaledeki bu ağacın altına sığınan güvercinlerin suskunluğunda
iki sevgilinin acı dolu öyküsünü hissetmemek mümkün değildir.
Güvercinlerin arasında, mavinin en güzelini boynunda, yeşilin
de en görkemlisini kuyruğunda taşıyan tavus kuşları dolaşır.
Tavus kuşu, antik çağdan beri bilinmektedir. Roma döneminde
çok sükse yapan bir yemek çeşidini oluşturur. İlk Hıristiyanlık
çağında tavus kuşu "ölümden sonraki hayatı"simgelemiştir.
Tavus kuşu tanrıça Hera'nın kutsal hayvanıdır.
Argos kralı İnakhos'un kızı olan İo, bu şehirdeki Hera tapınağının
rahibesidir. Zeus İo'yu görür ve ona gönül verir. Hera bunu
duyar. Zeus sevgilisini Hera'nın hışmından korumak için, onu
beyaz bir inek haline dönüştürür. Tanrıça Hera İo'yu alıp,
başına bin gözlü dev Argos'u bekçi yapar. Zeus, Hermes'ten
Argos'u öldürmesini ister. Bunun üzerine hermes ağaç dallarını
yontup bir kaval yapar. Öyle yanık ve içli çalar ki, Argos
tüm gözlerini yumarak uyur. Hermes de İo'yu kaçırır. Buna
çok kızan Hera, canavarın gözlerini oyarak, tavus kuşunun
kuyruğuna serpiştirir.
Kale içinde salına salına dolaşan tavus kuşları antik dünyanın
gizemini , mersin ve gül kokuları da Afrodit'i anımsatmaktadır.
Kale içinde Akdeniz iklimine uygun her türlü ağaç ve çiçek bulunmaktadır.
Böylece bir Arboriteriyum (ağaç müzesi) elde edilmiştir.