Mitolojinin
yaşadığına dair bir örnek
"Klasik mitolojinin kahramanlarından biri olan Kassandra,
Troya Kralı Priamos'un kızıdır. Apollon onu tanrıçalık payesiyle
onurlandırır. Fakat bir gün Kassandra'nın kendisini aldattığını
öğrenir ve bu suça uygun bir cezaya çarptırır: Yaşamı boyunca
kimse onun söylediklerine inanmayacaktır. Kral Agamemnon'un
kapatması ve ikizlerinin annesi olarak, Miken'e geldiğinde,
Agamemnon kıskançlığıyla ün salmış karısı tarafından öldürülür."
Kassandra sonradan Latin dillerinde "akıllı, ileri görüşlü
olup da lafı dinlenmeyen kişi" anlamında kullanılan bir
sözcük haline gelir. Fransızca'da (cassandre) aynı zamanda komedi
tiyatrosunda ihtiyar, herkes tarafından alaya alınan, çocukların
bile sözlerine kulak asmadığı tipin adı olur. 1798'den itibaren
kulanılan bu terim, kökeni mitolojiye dayanan sözcük örneklerinden
biridir. Latin kökenli dillerde buna benzer birçok örnek bulunur.
Yani günümüzde mitoloji sadece kitaplarda rastlanan söylencelerden
oluşmamakta, günlük yaşamın içinde bir yerlerde varlığını sürdürmektedir.
Bunun yanında, yaşayan bazı Anadolu efsaneleri de klasik mitolojiyle
paralellikler göstermekte, halk ağzından zamanla değişim göstererek,
aynı coğrafyadaki farklı kültürlere adapte edildiği anlaşılmaktadır.Sonuçta
mitoloji, şu veya bu şekilde yaşamdaki yerini korumakta, geçmişe
yönelik her araştırmada inanırlığı az olsa da ona başvurulmaktadır.
Konu, Bodrum olduğunda da bu ilke değişmemekte, tarihle iç içe
girmiş mitolojik öykü ve kişilikler satır aralarında kendini
göstermektedir.
Geçmişin değişmeyen iki adresi
Antik çağlar ve mitolojinin bizlere sunduğu bilgilerin büyük
bir kısmının kaynağı, İsa'dan öncesinin iki yazarıdır. Bunlar,
mitolojinin şairi Homeros ve "tarihin babası" olarak
anılan Herodotos'dur. Tarihin babası, "Herodotos Tarihi"
adlı kitabıyla, Homeros ise İlyada ve Odysseia adlı iki uzun
şiiriyle antik çağlar hakkında sonraki yüzyılları bilgilendirmişlerdir.
Bu iki yazılı belge sahibinin temel farkı, Herodotos'un kitabını
bir anlatı olarak kaleme alması, Homeros'un ise Troya savaşını
temel alarak, tarihsel kişiliklerle tanrı ve tanrıçaları aynı
ortama taşıyan lirik metinler yazmış olmasıdır.15 bin 693
mısradan oluşan İlyada, Troya savaşları ve Akhilleus çevresinde
dönerken, Odysseia ise Odysseus'un Trokya'nın fethinden sonra
İtalya'da kurduğu krallığa odaklanır.
Herodotos, çok daha gerçekçi, Pers istilası odaklıdır. Kendi
gözlemlerinden yola çıkarak, gezdiği, gördüğü ve duyduğu yerleri,
oralarda yaşayan toplumların özelliklerini, geleneklere, coğrafi
özelliklere ve bitki örtüsüne varana kadar aktarır. Homeros'un
en önemli özelliği ise, yazdıklarının kendinden çok öncesinden
beri halk arasında anlatıla gelen çok tanrılı dönem öyküleri
olmasıdır. Ne var ki, Homeros'un anlattıklarında da tarihsel
doğruluk payı olduğu birçok arkeolojik bulguyla kanıtlanmıştır.
Örneğin, Avusturyalı Heinrich Schiellmann (1822-1890) Troya
kentinin harabelerini ve hazinelerini Homeros'un İlyada eserini
rehber alarak bulmuştur.
Herodotos ve Halikarnassos
Herodotos, Homeros'un kendisinden dört yüzyıl önce yaşadığını
söyler. Homeros'un M.Ö. 900 yıllarında, Horedotos'un ise M.Ö.
500 yıllarında yaşadıkları sanılmaktadır. Homeros'un doğum
yeri olma şerefini taşıdığını söyleyen en az yedi şehir vardır.
Smyrna (İzmir), Chios, Colophon, Salamine, Rodos, Atina ve
Argos tarih boyunca her fırsatta Homeros'a sahiplenmek istemişlerdir.
Oysa Herodotos'un doğum yeri tek ve bellidir: Halikarnassos.
Onu herkes Halikarnassoslu Herodotos olarak bilir. Halikarnassos,
Bodrum'un antik dönemlerdeki adıdır ve yetiştirdiği en önemli
insanlardan biri Herodotos'tur.
Herodotos
ve diğer Halikarnassoslular
Herodotos Halikarnassos'ta dünyaya geldiğinde Pers hakimiyeti
sürmektedir. Akrabası Panyasis'in idam edilmesi üzerine şehirden
ayrılıp, Roma'ya gitmiş ve genç yaşta başladığı yazarlığını
burada sürdürmüştür. Ardında "Genel Tarih", "Yunanlılarla
Barbarlar" ve "Yunan-İran Tarihi" adlı üç yapıt
bırakmıştır ve bu kitaplar hemen tüm dillerde halen yayınlanmaktadır.
Onun çağdaşı sayılabilecek diğer iki epik şair ve filozof
olan Heraklius ve Panyasis de Halikarnassosludur. Panyasis,
M.Ö. 454 yılında Karya Kralı Lygdamis tarafından idam edildikten
çok sonra, Herkül'ün (Herakles'in) on dört kitaptan oluşan
maceralarını anlattığı "Herakleia" ile ünlenmiştir.
HERODOTOS
Yaşadığı dönemde (M.Ö. 484-420) sık sık gezen ve bir anlamda
tarihin ilk turisti de sayılabilecek olan Herodotos, yaşlılık
yıllarında bütün görüp gezdiklerini sonradan batı dillerinde
"Tarih" anlamına gelecek olan "Historia"
adı altında röportaj yazısı üslubunda kaleme aldı. Dünyada
yazılan ilk tarih kitabı bu oldu. Yaşadığı dönemde çevresindeki
herkesi etkileyen bilgi dağarcığına sahipti. Ünlü Atinalı
tarihçi Thukydides genç yaşta onu dinleyerek tarihçi olmaya
and içmişti. Herodotos, Perslerin Anadolu'ya saldırışlarının
ekseninde, görüp gezdiği yerlerle ilgili tüm bilgileri
ve duyduklarını da bu kitaba aktardı. O dönemde kitap
okunmazdı ve okur-yazar sayısı çok azdı. Yazarlar, yazdıklarını
kah okuyarak, kah anlatarak çevrelerindekilere aktarırlardı.
Herodotos da önceleri köy köy dolaşıp, konuşmalar yaptı,
bildiklerini başkalarına anlattı, sonra da yaşlılık yıllarında
bunların hepsini kaleme aldı. Herodotos ile Anadolu tarihi,
bu nedenle hep birlikte anılır.
Salmakis Efsanesi
Tanrıların mesajlarını ulaştırma yetkisine sahip olan Hermes'le
"Aşk Tanrıçası" Afrodit'in oğlu olan ve adını bu
ikisinden alan Hermaphroditos, yakışıklılığı ve kusursuz fiziğiyle
ün salmış bir delikanlıdır.Çıktığı bir yolculukta yolu, günümüzdeki
Bodrum'un Bardakçı koyuna düşer.Küçük, berrak bir göl oluşturan
akarsuyun kıyısında dinlenirken, o sularda yaşayan su perisi
Salmakis tarafından fark edilir. Hermaphroditos'a görür görmez
vurulan Salmakis, ona aşkını teklif eder, fakat reddedilir.
Bunu içine sindiremeyen güzeller güzeli Salmakis, ikisinin
bedenini bi daha birbirlerinden ayırmamaları için bütün tanrılara
yalvarır. Tanrılar Salmakis'in bu dileğini kabul ederler ve
Hermaphroditos'la su perisinin vücutlarını birleştirirler.
Böylece ortaya çift cinsiyetli bir beden çıkar. Hermaphroditos'un
o güne kadar sahip olduğu erkek güzelliğine bir de kadınsılık
katılmış olur.
Bu efsane zamanla sadece kitaplarla sadece kitaplarda ve halkın
dilinde kalsa da "Hermafrodit" sözcüğü giderek "çift
cinsiyetlilik" anlamını kazanmış ve 13. yüzyıla gelindiğinde,
Salmakis öyküsünü bilmeyenler tarafından da kullanılır olmuştur.
17. yüzyılda ise bu anlamıyla sözlüklere giren "hermafrodit",
artık mitolojik bir kişinin adı değil, bugünkü kullanımında
olduğu gibi, "biseksüel" bir durumdur.
Yunuslu Çocuk Yunuslu Çocuk
Bodrum yarımadasının kuzeyinde, Güllük körfezindeki Iassos
antik kentiyle ilgili bir efsanenin kahramanı da, bir yunus
balığının sırtına binerek yüzen çocuktur. Yunuslar çağlar
boyu Iasos'ta yaşamın bir parçası olmuş, gerek Ege sularında,
gerekse antik şehir mozaiklerindeki figürlerde Iassoslular
hep yunuslarla iç içe yaşamışlardır. Gymnasion'da spor yaptıktan
sonra deniz banyosu almak, Iassos halkı için bir gelenektir.
"Yunuslu Çocuk" da büyük olasılıkla bu ilişkiyi
simgeleyen bir efsanedir.
Yunus, deniz banyosunu alan çocuğu sırtında taşıyarak güvenle
evine kadar götürür. Büyük İskender Karya'yı işgal ederken,
söylentilerini duyduğu bu çocuğu merak eder ve Iassos'a geldiğinde
bunu kendi gözleriyle de görüp çok etkilenir. Sanki çocukla
yunus arasında bir aşk var gibidir. Çocuğu yunus üzerindeki
hakimiyetinden dolayı kutlar ve onu yanına alarak Babil'e
kadar götürür. Burada Deniz Tanrısı Poseidon için bir rahip
olarak yetişen "Yunuslu Çocuk" Iassoslular tarafından
unutulmamış ve M.Ö. III. yüzyılda basılan sikkelerin üzerine
bir yunusun yanında ona tutunarak yüzen tasviri basılmıştır.
Mitolojinin Değişkenliği
"Yunuslu çocuk" efsanesi bazı kaynaklarda daha ayrıntılı
ve farklı bir biçimde yer alır. Buradaki kahramanın adı Hermias'dır
ve öylesine yakışıklıdır ki, genç kızların düşlerinden çıkmaz,
kise ona bakmaktan bıkmaz. Ana babası böyle bir oğulları,
Iassoslular da böyle bir hemşireleri olduğu için mutluluk
ve gurur duyarlar. Hermias, Ege'nin koyu mavi suları kıyısında
kurulmuş olan Iassos gymnasionunda öğrencidir. Mavi bir yaz
günü Hermias, okul arkadaşlarıyla birlikte gymnasion avlusundan
denize girer. Gençler ak köpüklü gök sularda yüzerler, oynarlar.
Bir süre sonra kıyıya döndüklerinde, Hermias'in ortalıkta
olmadığını görürler. Ararlar, seslenirler, bulamazlar. Başta
genç kızlar olmak üzere tüm halk aramayı sürdürür ama umut
kesilince çok üzülen annesiyle birlikte ardından bir türkü
yakarlar: "Iassos'ta
herkes toktu
Güzel, yakışıklı çoktu
Hermias gibisi yoktu
Ah Hermias, vah Hermias.
Hermias'ım gitti gelmez
Anasının yüzü gülmez
Bilmeyenler bunu bilmez
Ah Hermias, vah Hermias."
Bir tek annesi yitik geçten umut kesmez. Kıyı boylarından
ayrılamaz, denizde" görür müyüm, saçının telini, giysisinin
parçasını olsun bulur muyum" diye bakınır durur.
Hermias'ın kayboluşunun üstünden uzunca bir zaman geçtikten
sonra, bir gün bir balıkçı alı al moru mor yaklaşır Iassos
limanına. Bir yandan da bağırmaktadır:
-Gördüm, Hermias'ı gördüm. Bir yunus balığı üstünde denizde
dolaşıyordu. Yanına varayım dedim, ak köpüklü gök dalgalar
içinde uzaklaştı gitti…
Bunu duyanlar arasında bir tek Hermias'ın annesi balıkçıya
inanır. Ne var ki, birkaç gün sonra bir başka balıkçı, daha
sonraki bir gün başka bir balıkçı getirir aynı haberi. Hermias
ile bir yunus, deniz yoldaşı olmuş, şen şakrak geziniyorlardır.
Böylece yıllar boyu Hermias'ın yunusla birlikte denizde yaşadığına
inanılır. Çok sonra bir gün, yunus Hermias'ın ölüsünü yine
sırtının üstünde getirir ve onu ilk aldığı yere, Iassos gymnasionu
avlusuna bırakır. Kendisi de delikanlının yanına uzanıp ölür.
Iassoslular bu olaydan çok etkilenirler ve şu sonuca varırlar:
"Balık balıkken yoldaşına böylesine bağlılık gösterdi.
Bundan ders almalı".
İasoslular bu dostluk öyküsünden gerçekten ders çıkarmışlar,
kahramanları Hermias'ı yunus üstünde gösteren heykeller yapmışlardır.
Sık sık çeşme taşı olarak da kullandıkları bu heykellerin
biri bronz, biri mermer olan iki güzel örneği, Efes Müzesi'ndedir.
Bu söylenceye konu olan ve Sofia Loren'in oynadığı bir film
de yapılmıştır.
Tilsımlı Ada
Gökova Körfezi'ndeki adalardan biri, "Tılsımlı Ada"
olarak bilinir. O adanın, kıyı köylerinde yaşayan insanları
baldan tatlı seslerle çağırdığına inanılır. Analar babalar,
çocuklarının o adaya bakmasını bile istemez, her fırsatta
"O adaya bakayım deme. O ada tekinsizdir." derlerdi.
Bir gün, kıyı köylerinin birinde yaşayan güzel bir genç kız,
adanın çağrısına daha fazla kulak tıkayamayıp, kınından sıyrılmış
kılıç gibi giysilerinden soyunarak, bir kayadan kendisini
Gökova'nın mavi sularına atıverir. Çalakulaç adaya varır ve
oranın bir cennet gibi olduğunu görür.
Genç kız adadan ayrılamayıp, yıllarca orada kalır. Bir gün
köyüne dönesi gelir ve kıyıya yüzer. Ne var ki, artık köyde
kalamayacak kadar bağlanmıştır adaya. Tılsımlı adaya geri
dönüp 15-20 yıl kadar daha kalır. Tekrar köyüne yüzdüğünde,
bu süre içinde anası babasının ölmüş olduğunu, köyünde, tanıdığı
pek insan kalmadığını görür. Tılsımlı adaya son kez gider
ve bir daha da köyüne dönmez.
Kızın adadan uzak kalamadığını ve köyünde yaşayamadığını gören
köylüler onun bir peri olduğuna inanırlar ve derler ki, o
zamanın diyenleri:
-Köyümüzün en güzel kızı, Tılsımlı adanın perisi oldu…
Demeter
Bodrum Müzesi'nde Hellenistik döneme ait bronz bir demeter
heykeli vardır. Homeros destanlarında "güzel saçlı, güzel
örgülü kraliçe" diye anılan Demeter, toprak ve bereket
tanrıçasıdır. Tanrıların soylarını açıklayan Hesiodos'a göre
Kronos ile Rheia kızı, ikinci tanrı kuşağındadır. Rehia'nın
ilk kızı Hestia hemen sonra doğmuştur. Demeter, heykel ve
kabartmalarında hep üzüntülü olarak görülür.
Demeter'in de yatağına girdi Zeus, Canlıları doyuran tarlalar
tanrıçasının. Ak kollu Persephone'yi doğurdu Demeter, Yer
altı tanrısı Aidoneus (Hades) kaçırdı onu anasının koynundan
ve bilge Zeus bıraktı kızını ona. Hesiodos Demeter'in birinci
kızı Persephone bir gün arkadaşlarıyla birlikte çayırda çiçek
toplarken birden yer yarıldı, yeraltındaki Ölüler Ülkesi Tanrısı
Hades, arabasıyla dışarı çıkageldi, kızı yakalayıp kaçırdı.
Umutsuzluktn ne yapacağını bilemeyen Demeter dünyada kızını
aramadık yer bırakmadı. Sonunda, her şeyi gören ve bilen Güneş
Tanrısı Helios, Persephone'nin bulunduğu yeri söyledi. Bunun
üzerine Bolluk Tanrıçası Olympos'tan kaçtı, yüreği sızlayarak
ıssız bir yere çekildi.
Onun çekilmesiyle toprağın bereketi kaçtı, insanlık kıtlık
tehlikesiyle baş başa kaldı. Baş tanrı Zeus, Demeter'le Hades'i
barıştırmak için boşuna uğraştı. Persephone anasına verilmezse
insanlar açlıktan kırılacak, verilecek olursa Hades, ölüleri
yeraltına kabul etmeyecekti. Sonunda Zeus bir orta yol buldu;
Persephone'nin, yılın yarısında anasının, öteki yarısında
anasının, öteki yarısında kocasının yanında kalmasına karar
verdi. Böylece, Persephone'nin anasının yanında olduğu İlkbahar
ve yaz mevsimlerinde yeryüzünün berekete kavuştuğuna, Hades'e
indiği sonbahar ve kış mevsimlerinde dünyanın beti bereketi
kalmadığına inanılır oldu.