Kullanıcı Adı:
Şifre:
şifremi unuttum
üye olmak istiyorum
Döviz      Döviz Alış   Döviz Satış
Dolar 1.2310 1.2369
Euro 1.9314 1.9407
 
 
MİTOLOJİDEN TARİHE DOĞRU

Mitolojinin yaşadığına dair bir örnek
"Klasik mitolojinin kahramanlarından biri olan Kassandra, Troya Kralı Priamos'un kızıdır. Apollon onu tanrıçalık payesiyle onurlandırır. Fakat bir gün Kassandra'nın kendisini aldattığını öğrenir ve bu suça uygun bir cezaya çarptırır: Yaşamı boyunca kimse onun söylediklerine inanmayacaktır. Kral Agamemnon'un kapatması ve ikizlerinin annesi olarak, Miken'e geldiğinde, Agamemnon kıskançlığıyla ün salmış karısı tarafından öldürülür."

Kassandra sonradan Latin dillerinde "akıllı, ileri görüşlü olup da lafı dinlenmeyen kişi" anlamında kullanılan bir sözcük haline gelir. Fransızca'da (cassandre) aynı zamanda komedi tiyatrosunda ihtiyar, herkes tarafından alaya alınan, çocukların bile sözlerine kulak asmadığı tipin adı olur. 1798'den itibaren kulanılan bu terim, kökeni mitolojiye dayanan sözcük örneklerinden biridir. Latin kökenli dillerde buna benzer birçok örnek bulunur. Yani günümüzde mitoloji sadece kitaplarda rastlanan söylencelerden oluşmamakta, günlük yaşamın içinde bir yerlerde varlığını sürdürmektedir. Bunun yanında, yaşayan bazı Anadolu efsaneleri de klasik mitolojiyle paralellikler göstermekte, halk ağzından zamanla değişim göstererek, aynı coğrafyadaki farklı kültürlere adapte edildiği anlaşılmaktadır.Sonuçta mitoloji, şu veya bu şekilde yaşamdaki yerini korumakta, geçmişe yönelik her araştırmada inanırlığı az olsa da ona başvurulmaktadır. Konu, Bodrum olduğunda da bu ilke değişmemekte, tarihle iç içe girmiş mitolojik öykü ve kişilikler satır aralarında kendini göstermektedir.

Geçmişin değişmeyen iki adresi
Antik çağlar ve mitolojinin bizlere sunduğu bilgilerin büyük bir kısmının kaynağı, İsa'dan öncesinin iki yazarıdır. Bunlar, mitolojinin şairi Homeros ve "tarihin babası" olarak anılan Herodotos'dur. Tarihin babası, "Herodotos Tarihi" adlı kitabıyla, Homeros ise İlyada ve Odysseia adlı iki uzun şiiriyle antik çağlar hakkında sonraki yüzyılları bilgilendirmişlerdir. Bu iki yazılı belge sahibinin temel farkı, Herodotos'un kitabını bir anlatı olarak kaleme alması, Homeros'un ise Troya savaşını temel alarak, tarihsel kişiliklerle tanrı ve tanrıçaları aynı ortama taşıyan lirik metinler yazmış olmasıdır.15 bin 693 mısradan oluşan İlyada, Troya savaşları ve Akhilleus çevresinde dönerken, Odysseia ise Odysseus'un Trokya'nın fethinden sonra İtalya'da kurduğu krallığa odaklanır.

Herodotos, çok daha gerçekçi, Pers istilası odaklıdır. Kendi gözlemlerinden yola çıkarak, gezdiği, gördüğü ve duyduğu yerleri, oralarda yaşayan toplumların özelliklerini, geleneklere, coğrafi özelliklere ve bitki örtüsüne varana kadar aktarır. Homeros'un en önemli özelliği ise, yazdıklarının kendinden çok öncesinden beri halk arasında anlatıla gelen çok tanrılı dönem öyküleri olmasıdır. Ne var ki, Homeros'un anlattıklarında da tarihsel doğruluk payı olduğu birçok arkeolojik bulguyla kanıtlanmıştır. Örneğin, Avusturyalı Heinrich Schiellmann (1822-1890) Troya kentinin harabelerini ve hazinelerini Homeros'un İlyada eserini rehber alarak bulmuştur.

Herodotos ve Halikarnassos
Herodotos, Homeros'un kendisinden dört yüzyıl önce yaşadığını söyler. Homeros'un M.Ö. 900 yıllarında, Horedotos'un ise M.Ö. 500 yıllarında yaşadıkları sanılmaktadır. Homeros'un doğum yeri olma şerefini taşıdığını söyleyen en az yedi şehir vardır. Smyrna (İzmir), Chios, Colophon, Salamine, Rodos, Atina ve Argos tarih boyunca her fırsatta Homeros'a sahiplenmek istemişlerdir. Oysa Herodotos'un doğum yeri tek ve bellidir: Halikarnassos. Onu herkes Halikarnassoslu Herodotos olarak bilir. Halikarnassos, Bodrum'un antik dönemlerdeki adıdır ve yetiştirdiği en önemli insanlardan biri Herodotos'tur.

Herodotos ve diğer Halikarnassoslular
Herodotos Halikarnassos'ta dünyaya geldiğinde Pers hakimiyeti sürmektedir. Akrabası Panyasis'in idam edilmesi üzerine şehirden ayrılıp, Roma'ya gitmiş ve genç yaşta başladığı yazarlığını burada sürdürmüştür. Ardında "Genel Tarih", "Yunanlılarla Barbarlar" ve "Yunan-İran Tarihi" adlı üç yapıt bırakmıştır ve bu kitaplar hemen tüm dillerde halen yayınlanmaktadır. Onun çağdaşı sayılabilecek diğer iki epik şair ve filozof olan Heraklius ve Panyasis de Halikarnassosludur. Panyasis, M.Ö. 454 yılında Karya Kralı Lygdamis tarafından idam edildikten çok sonra, Herkül'ün (Herakles'in) on dört kitaptan oluşan maceralarını anlattığı "Herakleia" ile ünlenmiştir.

HERODOTOS
Yaşadığı dönemde (M.Ö. 484-420) sık sık gezen ve bir anlamda tarihin ilk turisti de sayılabilecek olan Herodotos, yaşlılık yıllarında bütün görüp gezdiklerini sonradan batı dillerinde "Tarih" anlamına gelecek olan "Historia" adı altında röportaj yazısı üslubunda kaleme aldı. Dünyada yazılan ilk tarih kitabı bu oldu. Yaşadığı dönemde çevresindeki herkesi etkileyen bilgi dağarcığına sahipti. Ünlü Atinalı tarihçi Thukydides genç yaşta onu dinleyerek tarihçi olmaya and içmişti. Herodotos, Perslerin Anadolu'ya saldırışlarının ekseninde, görüp gezdiği yerlerle ilgili tüm bilgileri ve duyduklarını da bu kitaba aktardı. O dönemde kitap okunmazdı ve okur-yazar sayısı çok azdı. Yazarlar, yazdıklarını kah okuyarak, kah anlatarak çevrelerindekilere aktarırlardı. Herodotos da önceleri köy köy dolaşıp, konuşmalar yaptı, bildiklerini başkalarına anlattı, sonra da yaşlılık yıllarında bunların hepsini kaleme aldı. Herodotos ile Anadolu tarihi, bu nedenle hep birlikte anılır.

Salmakis Efsanesi
Tanrıların mesajlarını ulaştırma yetkisine sahip olan Hermes'le "Aşk Tanrıçası" Afrodit'in oğlu olan ve adını bu ikisinden alan Hermaphroditos, yakışıklılığı ve kusursuz fiziğiyle ün salmış bir delikanlıdır.Çıktığı bir yolculukta yolu, günümüzdeki Bodrum'un Bardakçı koyuna düşer.Küçük, berrak bir göl oluşturan akarsuyun kıyısında dinlenirken, o sularda yaşayan su perisi Salmakis tarafından fark edilir. Hermaphroditos'a görür görmez vurulan Salmakis, ona aşkını teklif eder, fakat reddedilir. Bunu içine sindiremeyen güzeller güzeli Salmakis, ikisinin bedenini bi daha birbirlerinden ayırmamaları için bütün tanrılara yalvarır. Tanrılar Salmakis'in bu dileğini kabul ederler ve Hermaphroditos'la su perisinin vücutlarını birleştirirler. Böylece ortaya çift cinsiyetli bir beden çıkar. Hermaphroditos'un o güne kadar sahip olduğu erkek güzelliğine bir de kadınsılık katılmış olur.
Bu efsane zamanla sadece kitaplarla sadece kitaplarda ve halkın dilinde kalsa da "Hermafrodit" sözcüğü giderek "çift cinsiyetlilik" anlamını kazanmış ve 13. yüzyıla gelindiğinde, Salmakis öyküsünü bilmeyenler tarafından da kullanılır olmuştur. 17. yüzyılda ise bu anlamıyla sözlüklere giren "hermafrodit", artık mitolojik bir kişinin adı değil, bugünkü kullanımında olduğu gibi, "biseksüel" bir durumdur.

Yunuslu Çocuk Yunuslu Çocuk
Bodrum yarımadasının kuzeyinde, Güllük körfezindeki Iassos antik kentiyle ilgili bir efsanenin kahramanı da, bir yunus balığının sırtına binerek yüzen çocuktur. Yunuslar çağlar boyu Iasos'ta yaşamın bir parçası olmuş, gerek Ege sularında, gerekse antik şehir mozaiklerindeki figürlerde Iassoslular hep yunuslarla iç içe yaşamışlardır. Gymnasion'da spor yaptıktan sonra deniz banyosu almak, Iassos halkı için bir gelenektir. "Yunuslu Çocuk" da büyük olasılıkla bu ilişkiyi simgeleyen bir efsanedir.
Yunus, deniz banyosunu alan çocuğu sırtında taşıyarak güvenle evine kadar götürür. Büyük İskender Karya'yı işgal ederken, söylentilerini duyduğu bu çocuğu merak eder ve Iassos'a geldiğinde bunu kendi gözleriyle de görüp çok etkilenir. Sanki çocukla yunus arasında bir aşk var gibidir. Çocuğu yunus üzerindeki hakimiyetinden dolayı kutlar ve onu yanına alarak Babil'e kadar götürür. Burada Deniz Tanrısı Poseidon için bir rahip olarak yetişen "Yunuslu Çocuk" Iassoslular tarafından unutulmamış ve M.Ö. III. yüzyılda basılan sikkelerin üzerine bir yunusun yanında ona tutunarak yüzen tasviri basılmıştır.

Mitolojinin Değişkenliği
"Yunuslu çocuk" efsanesi bazı kaynaklarda daha ayrıntılı ve farklı bir biçimde yer alır. Buradaki kahramanın adı Hermias'dır ve öylesine yakışıklıdır ki, genç kızların düşlerinden çıkmaz, kise ona bakmaktan bıkmaz. Ana babası böyle bir oğulları, Iassoslular da böyle bir hemşireleri olduğu için mutluluk ve gurur duyarlar. Hermias, Ege'nin koyu mavi suları kıyısında kurulmuş olan Iassos gymnasionunda öğrencidir. Mavi bir yaz günü Hermias, okul arkadaşlarıyla birlikte gymnasion avlusundan denize girer. Gençler ak köpüklü gök sularda yüzerler, oynarlar. Bir süre sonra kıyıya döndüklerinde, Hermias'in ortalıkta olmadığını görürler. Ararlar, seslenirler, bulamazlar. Başta genç kızlar olmak üzere tüm halk aramayı sürdürür ama umut kesilince çok üzülen annesiyle birlikte ardından bir türkü yakarlar:
"Iassos'ta herkes toktu
Güzel, yakışıklı çoktu
Hermias gibisi yoktu
Ah Hermias, vah Hermias.

Hermias'ım gitti gelmez
Anasının yüzü gülmez
Bilmeyenler bunu bilmez
Ah Hermias, vah Hermias."
Bir tek annesi yitik geçten umut kesmez. Kıyı boylarından ayrılamaz, denizde" görür müyüm, saçının telini, giysisinin parçasını olsun bulur muyum" diye bakınır durur.
Hermias'ın kayboluşunun üstünden uzunca bir zaman geçtikten sonra, bir gün bir balıkçı alı al moru mor yaklaşır Iassos limanına. Bir yandan da bağırmaktadır:
-Gördüm, Hermias'ı gördüm. Bir yunus balığı üstünde denizde dolaşıyordu. Yanına varayım dedim, ak köpüklü gök dalgalar içinde uzaklaştı gitti…

Bunu duyanlar arasında bir tek Hermias'ın annesi balıkçıya inanır. Ne var ki, birkaç gün sonra bir başka balıkçı, daha sonraki bir gün başka bir balıkçı getirir aynı haberi. Hermias ile bir yunus, deniz yoldaşı olmuş, şen şakrak geziniyorlardır.
Böylece yıllar boyu Hermias'ın yunusla birlikte denizde yaşadığına inanılır. Çok sonra bir gün, yunus Hermias'ın ölüsünü yine sırtının üstünde getirir ve onu ilk aldığı yere, Iassos gymnasionu avlusuna bırakır. Kendisi de delikanlının yanına uzanıp ölür. Iassoslular bu olaydan çok etkilenirler ve şu sonuca varırlar: "Balık balıkken yoldaşına böylesine bağlılık gösterdi. Bundan ders almalı".

İasoslular bu dostluk öyküsünden gerçekten ders çıkarmışlar, kahramanları Hermias'ı yunus üstünde gösteren heykeller yapmışlardır. Sık sık çeşme taşı olarak da kullandıkları bu heykellerin biri bronz, biri mermer olan iki güzel örneği, Efes Müzesi'ndedir. Bu söylenceye konu olan ve Sofia Loren'in oynadığı bir film de yapılmıştır.

Tilsımlı Ada
Gökova Körfezi'ndeki adalardan biri, "Tılsımlı Ada" olarak bilinir. O adanın, kıyı köylerinde yaşayan insanları baldan tatlı seslerle çağırdığına inanılır. Analar babalar, çocuklarının o adaya bakmasını bile istemez, her fırsatta "O adaya bakayım deme. O ada tekinsizdir." derlerdi.

Bir gün, kıyı köylerinin birinde yaşayan güzel bir genç kız, adanın çağrısına daha fazla kulak tıkayamayıp, kınından sıyrılmış kılıç gibi giysilerinden soyunarak, bir kayadan kendisini Gökova'nın mavi sularına atıverir. Çalakulaç adaya varır ve oranın bir cennet gibi olduğunu görür.

Genç kız adadan ayrılamayıp, yıllarca orada kalır. Bir gün köyüne dönesi gelir ve kıyıya yüzer. Ne var ki, artık köyde kalamayacak kadar bağlanmıştır adaya. Tılsımlı adaya geri dönüp 15-20 yıl kadar daha kalır. Tekrar köyüne yüzdüğünde, bu süre içinde anası babasının ölmüş olduğunu, köyünde, tanıdığı pek insan kalmadığını görür. Tılsımlı adaya son kez gider ve bir daha da köyüne dönmez.

Kızın adadan uzak kalamadığını ve köyünde yaşayamadığını gören köylüler onun bir peri olduğuna inanırlar ve derler ki, o zamanın diyenleri:
-Köyümüzün en güzel kızı, Tılsımlı adanın perisi oldu…

Demeter
Bodrum Müzesi'nde Hellenistik döneme ait bronz bir demeter heykeli vardır. Homeros destanlarında "güzel saçlı, güzel örgülü kraliçe" diye anılan Demeter, toprak ve bereket tanrıçasıdır. Tanrıların soylarını açıklayan Hesiodos'a göre Kronos ile Rheia kızı, ikinci tanrı kuşağındadır. Rehia'nın ilk kızı Hestia hemen sonra doğmuştur. Demeter, heykel ve kabartmalarında hep üzüntülü olarak görülür.

Demeter'in de yatağına girdi Zeus, Canlıları doyuran tarlalar tanrıçasının. Ak kollu Persephone'yi doğurdu Demeter, Yer altı tanrısı Aidoneus (Hades) kaçırdı onu anasının koynundan ve bilge Zeus bıraktı kızını ona. Hesiodos Demeter'in birinci kızı Persephone bir gün arkadaşlarıyla birlikte çayırda çiçek toplarken birden yer yarıldı, yeraltındaki Ölüler Ülkesi Tanrısı Hades, arabasıyla dışarı çıkageldi, kızı yakalayıp kaçırdı. Umutsuzluktn ne yapacağını bilemeyen Demeter dünyada kızını aramadık yer bırakmadı. Sonunda, her şeyi gören ve bilen Güneş Tanrısı Helios, Persephone'nin bulunduğu yeri söyledi. Bunun üzerine Bolluk Tanrıçası Olympos'tan kaçtı, yüreği sızlayarak ıssız bir yere çekildi.

Onun çekilmesiyle toprağın bereketi kaçtı, insanlık kıtlık tehlikesiyle baş başa kaldı. Baş tanrı Zeus, Demeter'le Hades'i barıştırmak için boşuna uğraştı. Persephone anasına verilmezse insanlar açlıktan kırılacak, verilecek olursa Hades, ölüleri yeraltına kabul etmeyecekti. Sonunda Zeus bir orta yol buldu; Persephone'nin, yılın yarısında anasının, öteki yarısında anasının, öteki yarısında kocasının yanında kalmasına karar verdi. Böylece, Persephone'nin anasının yanında olduğu İlkbahar ve yaz mevsimlerinde yeryüzünün berekete kavuştuğuna, Hades'e indiği sonbahar ve kış mevsimlerinde dünyanın beti bereketi kalmadığına inanılır oldu.