Kullanıcı Adı:
Şifre:
şifremi unuttum
üye olmak istiyorum
Döviz      Döviz Alış   Döviz Satış
Dolar 2.1322 2.1360
Euro 2.9507 2.9560
 
 
BODRUM'UN TARİHÇESİ

Tarih öncesinde Anadolu
Eskiçağ'da dünyanın siyasi ve uygarlık ekseni uzun süre Akdeniz olmuştur. Uygarlıkların çoğu, Akdeniz kıyılarında, özelliklede doğu kesiminde sıralanmıştır. Sümer, Mısır, Asur, Babil, Fenike, Hitit, Girit, Yunan uygarlıkları başta olmak üzere en ileri seviyedeki toplumlar, Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasındaki bu geçitte var olmuşlardır. Bodrum, Akdeniz'le yine bir uygarlık beşiği olan Ege'nin tam arasındaki konumundan dolayı, Anadolu'da iz bırakan bir uygarlığa tanıklık etmiş, her dönem jeopolitik önemini korumuş bir noktadır.

Anadolu Tarihi ve Bodrum
Anadolu tarihini başlatan uygarlık, buraya doğudan gelen Hititlerdir. Ege kıyılarında yaşayan yerli ahali daha çok batıdan gelip buralara yerleşen Kimmer, Akha ve Argoslularla karışmıştır. Ege kıyıları, Troya'dan güneye doğru sırasıyla İonya, Lidya, Bodrum'un içinde bulunduğu Karya ve Akdeniz'e doğru Likya devletlerinin sıralandığı bölgedir. Batı dünyası bu bölgedeki ileri uygarlıkların Yunan kaynaklı olduğunu iddia etse de, yeni bakış açıları, Anadolu topraklarının dışarıdan gelenleri de içinde eriterek, kendine has bir uygarlık zinciri oluşturduğunu kabul etmektedir.

Troya savaşı, Ege Denizi'nin ayırdığı Atina ve Anadolu'nun yüzyıllar boyu süren birbirlerine hükmetme savaşımını simgeler. Halikarnassos'ta yaşayan Kar ve Leleg toplumları da bu savaşta Anadolu'nun tarafında yer almışlardır. Bu toplumların Anadolu'nun yerlisi olup olmadıkları tartışmaları çağlar boyunca sürmüştür. Bir çok batılı kaynakta aksi yazılı olsa da günümüzde artık anlaşılmıştır ki, Karlar Anadoluludur ve M.Ö. 3000'lerde çok güçlenerek, bir kısmı Yunanistan'a kadar ilerleyip, oraya yerleşmiştir.

Karya uygarlığı ve Bodrum'un tarihi, antik çağlarda Halikarnassos kentinin ve yakın çevresinin arkeolojik kalıntıların gösterdiğine göre günümüzden beş bin yıl öncelerine kadar uzanır. Ege'ye doğru uzanan yarımada birçok kültürün ve uygarlığın izlerini taşır. Yöre çağlar boyunca Ege adalarından gelenlerin sayısız istilasına uğramış, Akdeniz'de hakimiyet kurmak isteyenler için her zaman önemli bir nokta olmuştur.

Helen, Grek ve İon ayrımı
Hellas, Yunanistan'ın Teselya bölgesinde bir yerin adıdır ve günümüzde Yunanlıların kendi ülkeleri için benimsedikleri isimdir. Helen, Hellaslı demektir. Batılılar için Yunanistan, Greklerin ülkesidir. Helen sözcüğü ise çok daha sonraları bulunmuş olup, bu bölgedeki uygarlıkları genel olarak tanımlamaktadır. Örneğin Homeros, "Helen" sözcüğünü bilmez ve kullanmaz. Onun döneminde bütün halklar geldikleri yerlerin adını alırlar. Günümüzde Hellen uygarlığı ve dili Grek ve tüm batı medeniyetlerinin kaynağı olarak algılanır. Oysa, Hellen dili Anadolu'dan çıkıp Greklere ulaşmış, Anadolu'daki kentler ve bilgiler batıdaki örneklerinden çok daha ileri gitmiş, bu yüzden Anadolu hep fethedilmesi gereken bir yer olarak görülmüştür. Bütün bunların yanında İonia ise, Hitit sonrası Anadolu'nun Urartu, Phrygia ve Lidia gibi devletlerinden biridir. Erken yaşadığı, Rönesans benzeri bir atılım hareketiyle döneminin en ileri uygarlık düzeyine ulaşmış olduğundan o da batı uygarlığın temeline, dolayısıyla Yunan uygarlığına dahil edilmek istenmiştir.

Ve Karya…
İonia ile demokrasinin ilk örneklerinin görüldüğü Likia arasında kalan bölgede, diğerlerine göre daha küçük olan Karya yer alır. Halikarnassos zamanla Karya'nın önemli bir şehri olmuştur.

Karya halkı, Karlardan ve savaşçı bir kavim olan Leleglerden oluşur. Bu bölge sadece Herodotos'u değil, tarihin ilk kadın amirali olan I. Artemisia başta olmak üzere döneminin birçok önemli şahsiyetini yetiştirmiştir. Ondan sonra gelen II. Artemisia'nın da başarılı bir amiral olmasının sebebi, Anadolu'ya özgü anaerkil toplum yapısında aranabilir.

Kar ve Leleg izleri
Bodrum yarımadası üzerinde kimisi bilinen, kiminin tabelası bile olmayan yirmi kadar antik yerleşim kalıntısı vardır. Bunlardan Termera, Pedasa, Side, Urania, Telmissos, Theangela, Syengela ve Myndos adlı olanları Kar şehirleridir. Leleglere ait kalıntılar ise ulaşımı daha da zor dağlık yerlerdedir. Çiftlik köyünün yukarısında, 538 metre yükseklikteki Theangala ile Gökçeler'in üstündeki Pedasa, dağ havasını seven Leleglerin tipik yerleşim noktalarıdır. Bu iki kavim birbirini kardeş saydıklarından Kar şehirlerinde de Leleglere ait yapılar görülür.

Anadolu'ya göç
Troya savaşından sonra, M.Ö. XI. yüzyılda Balkanlar'dan Anadolu'ya göçler olmuş, birbiri ardına gelen kavimler Hitit İmparatorluğu'nu yıkmış ve Anadolu'yu altüst etmişlerdir. Kuzey Avrupa'dan gelen Dorlar Yunanistan'ı ve Girit'i aşıp Karya kapılarına dayanmışlardır. Bodrum ve Datça yarımadalarına çıkmış olmalarına rağmen daha içerilere girememişlerdir. Buraya kadar gelebilenler de Karya halkı arasında erimiş ve Anadolu'da kalmışlardır.

Persler geliyor…
M.Ö. VI. yüzyılda tüm Anadolu, İran'dan batıya doğru akın eden Perslerin hakimiyetine girdi. Persler fethettikleri yerlere üst düzey memurlarını idareci olarak bırakarak yönetimlerini sürdürmüş, kendi kültürlerini yayma amacı gütmemişlerdir. Fethedilen yerlerden başkaldıran olursa da üzerlerine hemen ordu yollayarak iktidarlarını sürdürmüşlerdir.

Sıra Karya'ya geldiğinde Çine çayı üzerinde iki ordu kıyasıya kapışır. Çok daha güçlü olan Pers ordusu Karyalıları önce Labranda'ya sığınmaya zorlar, sonra da ezip geçer. Mylasalı Heraklides'in kurduğu pusuda büyük darbe alan Persler yine emellerinden vazgeçmezler ve Karya'yı sindirip Pers satraplığına bağlarlar.

Perslerin batıya doğru ilerleyişi daha sonra Atina'ya doğru devam etmiş, Kayralılar da bu orduda yer almışlardır. Karya'nın adını yücelten Halikarnassos'un Kraliçe I. Artemisia da bu orduda amiral olarak bulunmuştur.

I.Artemisia
Cesur bir kadın olan Kraliçe Artemisia, bilgili ve akıllı olmasıyla da tanınır. Perslerin büyük kara ordusuyla Atina'ya karşı yapılan seferin başarılı olmasında büyük yararlılıklar göstermiş, Atina'yı alanların arasına adını yazdırmıştır. Atina işgal edildiyse de, denizde kalan küçük teknelerden oluşan Yunan donanması rahatsızlık veriyordur. Artemisia bir deniz savaşına karşı çıkar ama Kral'ı ikna edemez. Selamis'te karşılaşan iki donanma arasındaki şiddetli savaşta Artemisia yine başarılı olmuş, Pers kralının en güvendiği yandaşlardan biri haline gelmiştir. Kral, savaştan sonra Artemisia'nın önerisini kabul edip, yurduna dönerek tahtımın başına geçmiştir.

Mausolos dönemi
Pers hakimiyeti altındaki Karya'yı I. Artemisia'dan sonra sırasıyla Pisindel, Lydamis ve Hekatomnos yönetmiş, M.Ö. 377 yılında Kral Mausolos başa geçmiştir. Mausolos'un, hükümdarlığının onuncu yılında başkenti Mylasa'dan Halikarnassos'a taşıması, şehrin gelişiminde bir dönüm noktası oldu. Önce Likia'yı, sonra Rodos'u topraklarına katan Mausolos döneminde gerek imar, gerek ticaret bakımından çok gelişen Halikarnassos, onun ölümünden sonra karısı II. Artemisia tarafından yönetilmeye başladı.

İlki Kadar Cesur İkinci Kadın Amiral
Karya tahtındaki ikinci kadın Pers satrabının da adı Artemisia olmuştu.Adına yaraşır bir savaşçı olan II. Artemisia, ilk büyük başarısını Rodosluların Halikarnassos'u alma harekatında gösterdi. Rodos donanmasının yaklaşmasına ve askerlerin şehre girmesine hiç müdahale etmedi; gemiler boşaldıktan sonra, yan koyda gizlediği donanmayla bütün gemileri zaptederek şehirdeki askerleri çaresiz bıraktı. Bununla da kalmayan II. Artemisia, kendi askerlerini bindirdiği Rodos donanmasıyla adaya döndü; zafer kazanıldığını sanan Rodoslular, kendi gemilerinden çıkan Karya askerleri tarafından bir kez daha hezimete uğratıldı. Bu zaferin kolay unutulmaması için Rodos'a bir zafer anıtı diktiren II. Artemisia yıkılmasını önlemek için de etrafını yasak bölge ilan etti. Kocasının anısına ünlü Mausoleion'u yaptıran Kraliçe, sadece iki yıl tahtta kaldı ve ve anıt mezarın da bitişini göremeden M.Ö. 350 yılında öldü.

Karya Prensesi Ada
II. Artemisia'nın ölümünden sonra Karya tahtına kardeşi İdrius geçti; ardından da karısı Ada hükümdar oldu. Dört yıl tahtta kaldıktan sonra küçük kardeşi Pixodaros tarafından Halikarnassos'u terk etmeye zorlanan Ada, hep kraliçeliğe geri dönmek istedi; bu fırsat da kısa bir süre sonra ayağına geldi. Pixodaros, ablasından aldığı yönetimi, Perslere bağlı kalmaya dikkat ederek sürdürmüş, kızını da bir Pers asilzadesiyle evlendirerek gücünü pekiştirmiş ve sonra da tahtı damadına vermişti.

Oysa kaderini Perslere bağlamış olan Karya'yı yeni bir istila beklemekteydi: Küçük Asya seferine çıkmış olan Makedonya Kralı Büyük İskender, Çanakkale'den güneye doğru önüne çıkan bütün kuvvetleri yenerek ilerliyordu.

Büyük İskender
Peleponez savaşları sonunda Isparta'nın Atina'ya egemen olması Hellenizmin sonu sayılır. Yine de batılı tarihçiler, Büyük İskender'i de Helen sayarak, dönemi onun ölümüne kadar uzatırlar. Oysa kendine has bir biçimde krallıkla yönetilen Makedonya'nın soy veya dil olarak Helenlikle ilgisi yoktur.

Büyük İskender'in amacı bir dünya imparatorluğu kurmaktır. Bu amaçla İran'a kadar her yeri fetheder. Helen kültürünü buralara taşıdığı da pek söylenemez, çünkü o her gittiği yerde, yerel giysilere bürünüp krallığını, imparatorluğunu daha sonra da "Tanrı"lığını ilan etmiştir.

Büyük İskender'in Kuşatması
Mausolos, Mylasa'dan Halikarnassos'a geldiğinde şehri güçlü surlarla koruyarak ölümsüz kılmak istemişti. Bu amaçla, o güne kadar görülmemiş sağlamlıkta kuleler ve surlarla şehri çevirdi. Herodotos da her bildiğini yazarak, hem tarihin bir dönemini, hem de kendini ölümsüzleştirmişti. Büyük İskender şehri kuşattığında işte bu surlarla karşılaştı. Üstelik, Pers başkumandanı da şehirdeydi. Mylasa Kapısı'nın 1 km. doğusundaki Kumbahçe'de karargah kuran Büyük İskender, Makednya ordusuna karşı bütün gücüyle direnen şehirden çok etkilendi. Büyük İskender, şehir kuşatma altındayken erkek kardeşi tarafından yedi yıl önce Halikarnassos'tan kovulan ve şehre dönmek isteyen Mausolos'un kız kardeşi Prens Ada'yla karşılaştı. Ada'nın kendisini evlat edinme arzusunu kabul eden İskender, prensese Halikarnassos'un hakimiyetini vaat etti.