Tarih
öncesinde Anadolu
Eskiçağ'da dünyanın siyasi ve uygarlık ekseni uzun süre Akdeniz
olmuştur. Uygarlıkların çoğu, Akdeniz kıyılarında, özelliklede
doğu kesiminde sıralanmıştır. Sümer, Mısır, Asur, Babil, Fenike,
Hitit, Girit, Yunan uygarlıkları başta olmak üzere en ileri
seviyedeki toplumlar, Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasındaki
bu geçitte var olmuşlardır. Bodrum, Akdeniz'le yine bir uygarlık
beşiği olan Ege'nin tam arasındaki konumundan dolayı, Anadolu'da
iz bırakan bir uygarlığa tanıklık etmiş, her dönem jeopolitik
önemini korumuş bir noktadır.
Anadolu Tarihi ve Bodrum
Anadolu tarihini başlatan uygarlık, buraya doğudan gelen Hititlerdir.
Ege kıyılarında yaşayan yerli ahali daha çok batıdan gelip
buralara yerleşen Kimmer, Akha ve Argoslularla karışmıştır.
Ege kıyıları, Troya'dan güneye doğru sırasıyla İonya, Lidya,
Bodrum'un içinde bulunduğu Karya ve Akdeniz'e doğru Likya
devletlerinin sıralandığı bölgedir. Batı dünyası bu bölgedeki
ileri uygarlıkların Yunan kaynaklı olduğunu iddia etse de,
yeni bakış açıları, Anadolu topraklarının dışarıdan gelenleri
de içinde eriterek, kendine has bir uygarlık zinciri oluşturduğunu
kabul etmektedir.
Troya savaşı, Ege Denizi'nin ayırdığı Atina ve Anadolu'nun
yüzyıllar boyu süren birbirlerine hükmetme savaşımını simgeler.
Halikarnassos'ta yaşayan Kar ve Leleg toplumları da bu savaşta
Anadolu'nun tarafında yer almışlardır. Bu toplumların Anadolu'nun
yerlisi olup olmadıkları tartışmaları çağlar boyunca sürmüştür.
Bir çok batılı kaynakta aksi yazılı olsa da günümüzde artık
anlaşılmıştır ki, Karlar Anadoluludur ve M.Ö. 3000'lerde çok
güçlenerek, bir kısmı Yunanistan'a kadar ilerleyip, oraya
yerleşmiştir.
Karya uygarlığı ve Bodrum'un tarihi, antik çağlarda Halikarnassos
kentinin ve yakın çevresinin arkeolojik kalıntıların gösterdiğine
göre günümüzden beş bin yıl öncelerine kadar uzanır. Ege'ye
doğru uzanan yarımada birçok kültürün ve uygarlığın izlerini
taşır. Yöre çağlar boyunca Ege adalarından gelenlerin sayısız
istilasına uğramış, Akdeniz'de hakimiyet kurmak isteyenler
için her zaman önemli bir nokta olmuştur.
Helen, Grek ve İon ayrımı
Hellas, Yunanistan'ın Teselya bölgesinde bir yerin adıdır
ve günümüzde Yunanlıların kendi ülkeleri için benimsedikleri
isimdir. Helen, Hellaslı demektir. Batılılar için Yunanistan,
Greklerin ülkesidir. Helen sözcüğü ise çok daha sonraları
bulunmuş olup, bu bölgedeki uygarlıkları genel olarak tanımlamaktadır.
Örneğin Homeros, "Helen" sözcüğünü bilmez ve kullanmaz.
Onun döneminde bütün halklar geldikleri yerlerin adını alırlar.
Günümüzde Hellen uygarlığı ve dili Grek ve tüm batı medeniyetlerinin
kaynağı olarak algılanır. Oysa, Hellen dili Anadolu'dan çıkıp
Greklere ulaşmış, Anadolu'daki kentler ve bilgiler batıdaki
örneklerinden çok daha ileri gitmiş, bu yüzden Anadolu hep
fethedilmesi gereken bir yer olarak görülmüştür. Bütün bunların
yanında İonia ise, Hitit sonrası Anadolu'nun Urartu, Phrygia
ve Lidia gibi devletlerinden biridir. Erken yaşadığı, Rönesans
benzeri bir atılım hareketiyle döneminin en ileri uygarlık
düzeyine ulaşmış olduğundan o da batı uygarlığın temeline,
dolayısıyla Yunan uygarlığına dahil edilmek istenmiştir.
Ve Karya…
İonia ile demokrasinin ilk örneklerinin görüldüğü Likia arasında
kalan bölgede, diğerlerine göre daha küçük olan Karya yer
alır. Halikarnassos zamanla Karya'nın önemli bir şehri olmuştur.
Karya halkı, Karlardan ve savaşçı bir kavim olan Leleglerden
oluşur. Bu bölge sadece Herodotos'u değil, tarihin ilk kadın
amirali olan I. Artemisia başta olmak üzere döneminin birçok
önemli şahsiyetini yetiştirmiştir. Ondan sonra gelen II. Artemisia'nın
da başarılı bir amiral olmasının sebebi, Anadolu'ya özgü anaerkil
toplum yapısında aranabilir.
Kar
ve Leleg izleri
Bodrum yarımadası üzerinde kimisi bilinen, kiminin tabelası
bile olmayan yirmi kadar antik yerleşim kalıntısı vardır.
Bunlardan Termera, Pedasa, Side, Urania, Telmissos, Theangela,
Syengela ve Myndos adlı olanları Kar şehirleridir. Leleglere
ait kalıntılar ise ulaşımı daha da zor dağlık yerlerdedir.
Çiftlik köyünün yukarısında, 538 metre yükseklikteki Theangala
ile Gökçeler'in üstündeki Pedasa, dağ havasını seven Leleglerin
tipik yerleşim noktalarıdır. Bu iki kavim birbirini kardeş
saydıklarından Kar şehirlerinde de Leleglere ait yapılar görülür.
Anadolu'ya göç
Troya savaşından sonra, M.Ö. XI. yüzyılda Balkanlar'dan Anadolu'ya
göçler olmuş, birbiri ardına gelen kavimler Hitit İmparatorluğu'nu
yıkmış ve Anadolu'yu altüst etmişlerdir. Kuzey Avrupa'dan
gelen Dorlar Yunanistan'ı ve Girit'i aşıp Karya kapılarına
dayanmışlardır. Bodrum ve Datça yarımadalarına çıkmış olmalarına
rağmen daha içerilere girememişlerdir. Buraya kadar gelebilenler
de Karya halkı arasında erimiş ve Anadolu'da kalmışlardır.
Persler geliyor…
M.Ö. VI. yüzyılda tüm Anadolu, İran'dan batıya doğru akın
eden Perslerin hakimiyetine girdi. Persler fethettikleri yerlere
üst düzey memurlarını idareci olarak bırakarak yönetimlerini
sürdürmüş, kendi kültürlerini yayma amacı gütmemişlerdir.
Fethedilen yerlerden başkaldıran olursa da üzerlerine hemen
ordu yollayarak iktidarlarını sürdürmüşlerdir.
Sıra Karya'ya geldiğinde Çine çayı üzerinde iki ordu kıyasıya
kapışır. Çok daha güçlü olan Pers ordusu Karyalıları önce
Labranda'ya sığınmaya zorlar, sonra da ezip geçer. Mylasalı
Heraklides'in kurduğu pusuda büyük darbe alan Persler yine
emellerinden vazgeçmezler ve Karya'yı sindirip Pers satraplığına
bağlarlar.
Perslerin batıya doğru ilerleyişi daha sonra Atina'ya doğru
devam etmiş, Kayralılar da bu orduda yer almışlardır. Karya'nın
adını yücelten Halikarnassos'un Kraliçe I. Artemisia da bu
orduda amiral olarak bulunmuştur.
I.Artemisia
Cesur bir kadın olan Kraliçe Artemisia, bilgili ve akıllı
olmasıyla da tanınır. Perslerin büyük kara ordusuyla Atina'ya
karşı yapılan seferin başarılı olmasında büyük yararlılıklar
göstermiş, Atina'yı alanların arasına adını yazdırmıştır.
Atina işgal edildiyse de, denizde kalan küçük teknelerden
oluşan Yunan donanması rahatsızlık veriyordur. Artemisia bir
deniz savaşına karşı çıkar ama Kral'ı ikna edemez. Selamis'te
karşılaşan iki donanma arasındaki şiddetli savaşta Artemisia
yine başarılı olmuş, Pers kralının en güvendiği yandaşlardan
biri haline gelmiştir. Kral, savaştan sonra Artemisia'nın
önerisini kabul edip, yurduna dönerek tahtımın başına geçmiştir.
Mausolos dönemi
Pers hakimiyeti altındaki Karya'yı I. Artemisia'dan sonra
sırasıyla Pisindel, Lydamis ve Hekatomnos yönetmiş, M.Ö. 377
yılında Kral Mausolos başa geçmiştir. Mausolos'un, hükümdarlığının
onuncu yılında başkenti Mylasa'dan Halikarnassos'a taşıması,
şehrin gelişiminde bir dönüm noktası oldu. Önce Likia'yı,
sonra Rodos'u topraklarına katan Mausolos döneminde gerek
imar, gerek ticaret bakımından çok gelişen Halikarnassos,
onun ölümünden sonra karısı II. Artemisia tarafından yönetilmeye
başladı.
İlki Kadar Cesur İkinci Kadın Amiral
Karya tahtındaki ikinci kadın Pers satrabının da adı Artemisia
olmuştu.Adına yaraşır bir savaşçı olan II. Artemisia, ilk
büyük başarısını Rodosluların Halikarnassos'u alma harekatında
gösterdi. Rodos donanmasının yaklaşmasına ve askerlerin şehre
girmesine hiç müdahale etmedi; gemiler boşaldıktan sonra,
yan koyda gizlediği donanmayla bütün gemileri zaptederek şehirdeki
askerleri çaresiz bıraktı. Bununla da kalmayan II. Artemisia,
kendi askerlerini bindirdiği Rodos donanmasıyla adaya döndü;
zafer kazanıldığını sanan Rodoslular, kendi gemilerinden çıkan
Karya askerleri tarafından bir kez daha hezimete uğratıldı.
Bu zaferin kolay unutulmaması için Rodos'a bir zafer anıtı
diktiren II. Artemisia yıkılmasını önlemek için de etrafını
yasak bölge ilan etti. Kocasının anısına ünlü Mausoleion'u
yaptıran Kraliçe, sadece iki yıl tahtta kaldı ve ve anıt mezarın
da bitişini göremeden M.Ö. 350 yılında öldü.
Karya Prensesi Ada
II. Artemisia'nın ölümünden sonra Karya tahtına kardeşi İdrius
geçti; ardından da karısı Ada hükümdar oldu. Dört yıl tahtta
kaldıktan sonra küçük kardeşi Pixodaros tarafından Halikarnassos'u
terk etmeye zorlanan Ada, hep kraliçeliğe geri dönmek istedi;
bu fırsat da kısa bir süre sonra ayağına geldi. Pixodaros,
ablasından aldığı yönetimi, Perslere bağlı kalmaya dikkat
ederek sürdürmüş, kızını da bir Pers asilzadesiyle evlendirerek
gücünü pekiştirmiş ve sonra da tahtı damadına vermişti.
Oysa kaderini Perslere bağlamış olan Karya'yı yeni bir istila
beklemekteydi: Küçük Asya seferine çıkmış olan Makedonya Kralı
Büyük İskender, Çanakkale'den güneye doğru önüne çıkan bütün
kuvvetleri yenerek ilerliyordu.
Büyük İskender
Peleponez savaşları sonunda Isparta'nın Atina'ya egemen olması
Hellenizmin sonu sayılır. Yine de batılı tarihçiler, Büyük
İskender'i de Helen sayarak, dönemi onun ölümüne kadar uzatırlar.
Oysa kendine has bir biçimde krallıkla yönetilen Makedonya'nın
soy veya dil olarak Helenlikle ilgisi yoktur.
Büyük İskender'in amacı bir dünya imparatorluğu kurmaktır.
Bu amaçla İran'a kadar her yeri fetheder. Helen kültürünü
buralara taşıdığı da pek söylenemez, çünkü o her gittiği yerde,
yerel giysilere bürünüp krallığını, imparatorluğunu daha sonra
da "Tanrı"lığını ilan etmiştir.
Büyük İskender'in Kuşatması
Mausolos, Mylasa'dan Halikarnassos'a geldiğinde şehri güçlü
surlarla koruyarak ölümsüz kılmak istemişti. Bu amaçla, o
güne kadar görülmemiş sağlamlıkta kuleler ve surlarla şehri
çevirdi. Herodotos da her bildiğini yazarak, hem tarihin bir
dönemini, hem de kendini ölümsüzleştirmişti. Büyük İskender
şehri kuşattığında işte bu surlarla karşılaştı. Üstelik, Pers
başkumandanı da şehirdeydi. Mylasa Kapısı'nın 1 km. doğusundaki
Kumbahçe'de karargah kuran Büyük İskender, Makednya ordusuna
karşı bütün gücüyle direnen şehirden çok etkilendi. Büyük
İskender, şehir kuşatma altındayken erkek kardeşi tarafından
yedi yıl önce Halikarnassos'tan kovulan ve şehre dönmek isteyen
Mausolos'un kız kardeşi Prens Ada'yla karşılaştı. Ada'nın
kendisini evlat edinme arzusunu kabul eden İskender, prensese
Halikarnassos'un hakimiyetini vaat etti.